İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men

7/3/2008 · Kategori: Sinemasal

Kardeşlerin en vahşi, en karanlık sahneye bile hınzır bir komedi elementi sıkıştırması, son on dakikada birbiriyle alakası olmayan konu elementlerini çılgınca bir araya getirmesi beklentilerimiz arasındaydı. Blood Simple’da yere düşen kan damlalarını harıl harıl temizlemeye çalışan katilin traji komik durumu halen aklımda. Fargo’da Marge Gunderson’un hiç beklemediği anda tesadüfen katili bulması. Katilin ortağının ayağını bir kütük ile odun öğütücüsüne bastırması. İyi ve kötü arasında ilginç ve hatta acayip bir son karşılaşma Coen'lerin baştacı.
Filmin son yirmi dakikası bir kaç aydır oldukça konuşuldu. Filmin son sahnesi hakkında “Dahiyane”den “Mantıksız”a, “Mükemmel”den “Ne oldu şimdi, anlamadım” a kadar bin türlü tartışmalara kişisel olarak şahit oldum. Filmin sonu hakkında detaylı bilgiler vermeden başta filmin sonu hakkında hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmeliyim. Fargo’yu en az elli kere izlemiş, her sahnesini detaylarıyla irdelemiş bir sinema sever olarak bilinçaltım ister istemez Tommy Lee Jones’u Frances McDormand’a, Javier Bardem’i ise Peter Stormare’ye dönüştürdü. Bu sayede aynı absürd tesadüflerle sonuçlanan, bu iki karakteri olağanüstü bir biçimde bir araya getiren Fargo'msu bir son bekliyordum. Bu sonun tam tersi bir üçüncü perde ile karşılaşınca filmin ilk iki perdesi sırasında beynimde şan turları atan “Yılın en iyi filmi! Coenler eski formlarına geri döndü!” sloganları sessizleşmedi değil.

Fakat yukarıda belirttiğim gibi, bunlar büyüme sancıları. Daha karanlık, daha yetişkin, daha beklenmedik bir Coen kardeşler sinemasını kabullenmekteki yolun başlangıcı. Filmi ilk izlediğimden beri yaklaşık dört ay geçti. Filmi düşündüğüm her geçen gün, son perdesine olan saygım biraz daha artıyor. Filmi kardeşlerin suç draması kategorisinde daha yukarı seviyelere yerleştiriyorum. Hikayenin şanssızlıklara ve tesadüflere odaklanan, sert ve gerçekçi yapısı ele alındığında, sonu giderek daha çok tatmin ediyor.
Filmin son yirmi dakikasını bir kenara bırakalım ve ilk bir buçuk saatine odaklanalım. İşte bu süre boyunca Coen'lerin her karesi ustalık dolu, en küçük detayları bile avantajına kullanarak sinirleri geren eski stil suç draması formuna döndüğü tartışılamaz. Kiralık katil Anthon Chigur’un benzincideki muazzam diyaloğu sırasında yavaş yavaş açılan çikolata paketinin yakın çekimine, kullandığı ses dizaynına dikkat edin. Chigur’un benzincinin hayatı için yazı-tura oynadığı sahnenin en önemli anında Coen'lerin araya montajladığı bu uzun çekim, sahnenin tansiyonunu azımsanamaz derecede yükseltiyor. Chigur’un bir otel odasından diğerine para dolu çantayı aradığı sahnenin montajı. Josh Brolin’in canlandırdığı Llewelyn Moss’un, Chigur’un kurşunlarından kaçtığı sekansta hangi kurşunun nereden geldiğini milimi milimine hesaplayan ses miksi. Bu sahnelerin her biri Coen'lerden beklediğimiz sinemayı fazlasıyla karşılıyor.

Oyuncu kadrosu ise tek kelimeyle mükemmel. Josh Brolin, çanta dolusu parayı bulan bahtsız Llewelyn rolüne kusursuz bir karizma getiriyor. Javier Bardem, Anton Chigur ile son yılların en orjinal, en acımasız ve en tüyler ürperten psikopatını ekrana aktarıyor. Fakat filmin en önemli performansı, modern dünyanın neden bu kadar yozlaştığını bir türü kafasına sığdıramayan polis Tom Bell rolüne getirdiği içten yaklaşımı ile Tommy Lee Jones’a ait. Jones’un bu film yerine In The Valley of Elah gibi "unutulur" bir performans ile Oscar’a aday gösterilmesi garip bir seçim.

Sonuçta İhtiyarlara Yer Yok, Coen'lerin suç draması kolunda Fargo’ya yaklaşamasa bile Blood Simple ile yarışıyor. Karesi karesine mükemmel olmasa bile anlattığı hikayeden haz alan, sinemanın bütün tekniklerini en küçük detayına kadar kullanmayı bilen harika bir suç epiği var karşımızda. Hayal kırıklığı yaratan iki örnekten sonra Coen kardeşlerden ümidi kesen seyircinin bu filme bir şans vermeleri tavsiyem.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Naif bir Melodram...

5/3/2008 · Kategori: Sinemasal

Robin Williams’ın varlığı ise filme bir karnaval havası katmış ama daha ileriye gidememiş. Sanki filmin başrol oyuncularının (Keri Russell, Jonathan Rhys Meyers) bir nevi "ışıksızlığı"ndan kaynaklanan güvensizlikle yönetmen, Williams’a, filme destek rolü oynatmış ama çok da başarılı bir fikir olmamış bu. August Rush’ı oynayan küçük ve sevimli oyuncu Freddie Highmore’a ise hiçbir lafımız olamaz. Jestleri ve mimikleriyle, sanki gerçekten de içinde müzik aşkıyla ve inanılmaz bir yetenekle doğmuş, bu yeteneğin ne kadar önemli olduğunu bilemeyen ve oradan oraya savrulan bir insanmışçasına doğal bir heyecanı yansıtışı konusundaki başarısı, alkışlanacak türden. Dolayısıyla bu küçük oyuncunun sevimliliği ve başarısı da filmi izlenir kılan bir başka artı.

Sonuç olarak, başta da belirttiğimiz gibi, filme çok fazla beklenti yüklemeden, hoş bir kurguyla meydana getirilmiş duygusal ve masalsı bir hikayeyi beyazperdede izlemek amacıyla gidildiğinde, kesinlikle hayal kırıklığı yaratmayacak, naif bir melodramla karşı karşıya kalınacaktır.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Bir Red Kit Evreni

3/3/2008 · Kategori: Sinemasal

Red Kit yeni bir macera ile beyazperdede. Çoğumuzun aşina olduğu, Fransa'dan Amerika'ya ihraç edilen bu yalnız kovboyu melankolik bir yazı ile karşılayalım dedik...

Usta, Medeni, Melankolik
 
(Lucky Luke) Şanslı Luke diye bilinir yabancı diyarlarda. Ama şanslı falan değildir bize göre. Ustadır o, gölgesinden hızlı ateş eden adam şanslı mı olurmuş?  Yüzünü batıya doğru çevirip, kendi kutsal sergüzeştini kovalamak gibi bir isteği vardır.  Bitmeyen, ulaşınca daha da batısı olan sonsuz bir yer gibidir Red Kit'in vahşi batısı.

Ama o, insanların yok yere bile öldürüldüğü vahşi batının en medeni kahramanıdır belki de. Suçluların ölümle cezalandırılmasına karşıdır. Yalnız ve melankolik bir kovboy olmasının bunda etkisi vardır elbette.

Dünyasında Kimler Var?
 
Akbabalı cenaze levazımatçısının bulunduğu ıssız bir kasabada, tahtaları gıcırdayan bir barda limonatasını içer. Dominant kadınlar ve kılıbık kocalar, Çinli çamaşırhaneciler, yolda karşılaştığı soygunları artık normal karşılayan posta arabası sürücüleri, kadın silahşör Calamity Jane, şeker düşkünü bebek yüzlü hırsız Billy Kid, kendisini en uzak çölde bulan o görev delisi posta memuru, siyah kolluk takan banka memurları, katrana bulanan sahtekar kalpazanlar, savaş baltasını gömdükleri yeri unutan Kızılderililer ve en önemlisi merdiven basamağı düzeniyle sıralanan bahtsız kanun kaçakçıları Daltonlar bu çizgi film klasiğinin vardiyalı kahramanlarıdır...
 
Sigarayı Bıraktıran bir Ölümsüz

Soğukkanlılığın kitabını yazan Red Kit'i izlediğim ilk zamanları anımsadığımda Cenk Koray'ın pazar programı aklıma gelir. O programın aralarında verilirdi Red Kit'in maceraları. Önceleri dudağının bir kenarında sarkan sigarayı bir kenara atmamış olsaydı, sanırım ben şu an simsiyah ciğerlere sahip olabilirdim. Yerine uzun bir ot parçası geldi ki bu çok ilgi çekici bir değişiklikti. Bir çizgi roman kahramanının çocuklar üzerinde yarattığı muazzam etkinin yaratacağı olumsuz sonuçların tartışılmaz bir şekilde kabulüydü bu.

Evinden yurdundan uzak, yalnız kovboyumuz hakkında daha onlarca ayrıntı yazabiliriz. Joe'nun Avarel'e kızdığında renk değiştirmesinden, olaylar ile alakasız ama bazen çok önemli anlarda sakarlıklarıyla her şeyin akışını değiştiren Rin Tin Tin’e ve sadık atı Düldül’e dek… Ama aslında bu bilgileri tazelemekten ziyade üzerinde durmamız gereken bir iki husus var ki ilgi çekici… Animasyon çılgınlığının zirve yaptığı günümüzde Red Kit’in hala geçer akçe olabilmesi, bunca kahramanın, üstün animasyon teknikleriyle üretilmiş çizgi filmin arasında klasikleşmiş yerini koruması ve hala revaçta olması Red Kit’in büyüsünün anlaşılması için yeterli bir gerekçe.

57 yıl önce ortaya çıkan bir kahramanın hala genç ve ilk günkü kadar dinç bir şekilde animasyon dünyasında yer alması, onun gerçek anlamda bir klasik olduğu anlamına gelir. Birçok kuşağın kahramanı olmuş bu kovboy, ülkemizde de ilk çıktığı dönemlerde yayınlanan diğer Frankofon çizgi romanların arasından sıyrılarak sevilmiş ve dünya çapında bir kahraman olduğunu kanıtlamıştır.

Bir Western Jönü
 
Red Kit’in bir diğer önemli özelliği, bizleri western kültürüne yakınlaştırmasıdır. Kendisi tam anlamıyla bir western jönü havasındadır. Serüvenleri western tarzı filmlerin esprili bir şekilde çizgi romana uyarlanmış hali gibidir. Aslında western mitini bir yandan ti’ye alırken, diğer yandan western’e olan ilgimizi çocuk yaşta uyandırır. Spagetti western’lerin ünlü oyuncusu Terence Hill’in Red Kit’i canlandırdığı bir filmin varlığı bu bakımdan sürpriz değildir.

Fransa’da doğan, Amerikalı olan, kimseyi öldürmeden usta nişancılığıyla ünlenen karakterimiz yine Daltonlar’ın peşinde. Yine ilgi çekici bir serüven sonrası büyük ilgi ve sevgiyle karşılandığı yerden sessiz sedasız ayrılmayı tercih ederek kalbimizden vuracak bizi. Sakin tavırları ile kendisini çekecek yeni bir maceranın izini sürecek göçebe hayatı. 57 yıldır yorulmadan yaptığı gibi…

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Dizi İzle Fan Club Lig Tv Şarkı Dinle Online Müzik Dinle Şarkı Dinle Online Müzik Dinle Mp3 Dinle Şarkı Dinle Online Müzik Dinle Şarkı Sözü Mp3 Dinle Şarkı Dinle Online Müzik Dinle simple machines forum smf.gen.tr ödüllü seo webmaster yarışması Aşk Forumu Grup Hepsi ClupTR.org Paylaşımın Adresi Limitsiz Paylaşım simple machines forum smf.gen.tr ödüllü seo webmaster yarışması Dizi Mekanı